Çocukları kandırmanın da ötesinde her yaştan insanın birbirini kandırmayı meşru gördüğü bir toplum haline geldik!
İnsanları yoksulluk ve pahalılıkla yaşamaya mahkum etmenin yanı sıra kürsülerde “Millet/Halk/Vatandaş/Yurttaş” diye sahiplenip, pratik hayatta bozuk eğitim sistemiyle düşüncelerini alıp onları iradesiz hale getirmeyi ihmal etmedik!
Sokaklar tekin değil. İnsanlar korku ve endişe içerisinde yaşam sürüyor. Karamsar bir fotoğraf çekmek tabii ki de değil niyetim ama her insan kendisi ya da çocuğunu belli bir saatten sonra yalnız başına ya da arkadaşlarıyla sokakta gezmesinde güven sıkıntısı duymuyorsa diyeceğim bir şey yok. Zira buna kimsenin “Evet ben yollarım” diyemeyeceğini bildiğim için karamsarlık konusunda somutum.
İnsanoğlu kendi dışında herkese kolayca, rahatlıkla yalan söylüyor! Kandırma süreci böylelikle başlamış oluyor. Zira yalan söylemenin dinen günah, insani açıdan ise kötülük olduğunu bilerek yapıyor bu yanlışı insanoğlu! İsteklerimiz hallolsun ama nasıl ve hangi yoldan hallolur bir önemi yok zihniyetini yaşamaktan geri durmuyor insanoğlu. Vicdanlar körelmiş hatta hiç yokmuş gibi yaşıyor insanoğlu birbirini ezerek.
Çıraklıkta yanlış, kalfalıkta hata affedilebilir ama ustalıkta ne yanlışın ne de hatanın geri dönüşü ve affı yoktur. Olamaz. Olmaması lazım. Çünkü usta son söz demektir. İmalat ondan çıkmıştır ve yaptığı hatayı ya da yanlışı affettirmek için tüm sorumlukları üstlenmek zorundadır. Zira usta bir çalışandır. Yani emanetçidir. Ustanın işvereni vardır. Çırağı ve kalfayı kandırabilir usta ama işvereni asla kandıramaz. İşveren çocuk değildir. işverenin işine gelmediği zaman usta ile yollarını ayırır. İşsiz kalmamak için de hata ya da yanlış yapma lüksü yoktur ustanın. Dalgınlık vs gibi bahaneler af doğurmaz ustaya.
Son 15 yılın siyasal iktidarının ana araçlarından biri “Çıraklık-Kalfalık-Ustalık” betimlemesiydi. “Ergenekon/Balyoz-Kürt sorunu-FETÖ/PDY-Barzani-AB-ABD” ile yaşanan tüm olumsuzluk sonrası “Aldatıldık, oyuna geldik, kandırıldık, yanıldık” gibi sözler her daim yardımcısı oldu siyasal iktidarın. Elbette siyasal iktidarın yardımcı sözleri yalnızca bunlarla sınırlı değildi.
Siyasal iktidar şu sıralar; hem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgeler, hem de Rıza Sarraf’ın ABD mahkemesindeki Türkiye aleyhine dönük “İtirafları”na muhalefet etmekle meşgul. Sürdürülebilir bir dil arayışına gerek bile duymadan belgeler ve itiraflar karşısındaki sözü çoktan hazır iktidarın.
CHP Liderinin açıkladığı Belgeleri “Ticaret yapılıyordu!” diyerek belge olabilirliğini kabul edip “Bu belgeler sahte” çıkışının gecikmemesinden de anlaşılacağı üzere, tek meşguliyet tabandaki karşılığının ne olacağıyla ilgiydi.
Kamuoyunun ismini, 17 Aralık 2013’te Bakanların çocuklarına yapılan “Yolsuzluk” operasyonuyla duyduğu Rıza Sarraf’ı, tutuklanmadan önce siyasal iktidardaki birçok ismin hangi sözlerle savunduklarını unutmadık. Rıza Sarraf için ABD’ye verilen notanın üzerinden çok geçmeden Sarraf’ın ABD mahkemesinde Türkiye’de kimlere rüşvet dağıttığı yönünde verdiği ifadeyle iktidarın Sarraf için “İtirafçı” çıkışı da tıpkı “Belgeler sahte” çıkışı gibi gecikmedi!
Toplumdaki karşılığı tıpkı yukarıd“Aldatıldık, oyuna geldik, kandırıldık, yanıldık” kavramlarında olduğu gibi her iki konu için de karşılık bulmuş olmalı ki; tüm iktidar seviciler dün olduğu gibi bugünde, siyasal iktidarın “Belgeler sahte” ve “İtirafçı” çıkışlarına sadakatsizlik etmeden yine inandılar!
“Çıraklık-Kalfalık-Ustalık” sözleriyle bugünlere kadar gelen ve ustalık dönemini yaşayan siyasal iktidarın hata ya da yanlış yapma olasılığı yoktur. Dolayısıyla çıraklık ya da kalfalık döneminde yapılan hataların ustalık döneminde cereyan etmiş olması da hata ve yanlış sayılır ve affın kabulü mümkün olamaz. Çünkü yönetilen bir şirket değil, devlettir. Bunu kimsenin unutmaması gerekir.
ABD ile PYD’ye silah yardımı, Suriye politikası, Rıza Sarraf, “FETÖ”nün elebaşı, NATO tatbikatı, Rusya ile anlaşmalar vs. birçok konu üzerinden gerilen ilişkilerimiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başkan Trump ile yaptığı telefon görüşmesi sonrası Orta Doğu politikalarında Türkiye’yi rahatlatacak kararlarıyla bir taraftan da normalleşme sürecine giriyor! Yaşanan her şeyin “ABD ve Türkiye düşmanı, dış ülkelerin oyunu” olduğunu düşünen siyasal iktidar; başta ABD olmak üzere hiçbir ülke ile ittifak, ticari, siyasi ve diplomatik ilişkilerini bitirmiyor. Hiçbir ülkeye hiçbir yaptırımda bulunmuyor! Zira, herkes benim peşimden gelsin anlayışını halka dayatmaya devam ediyor siyasal iktidar!
Bir yerde eksiklik var, çelişki var. Ya devletimize karşı kirli ve pis oyun oynayan devletlerle tüm ilişkilerimizi bitireceğiz, ya da daha fazla yardımcı sözlerle insanları toplumları, halkları daha fazla kandırmayacağız! Madem herkes yalan söylüyor ve ABD bu pis işlerin başı ki öyle. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sol/sosyalist/devrimci hareketler hep haykırdı ABD’nin katil olduğunu. Artık siyasal iktidar da anladığına göre neden ayrılmıyoruz NATO’dan? Bitirelim tüm işbirliğimizi ABD ve diğerleri hangi ülkelerse.
Bütün Türkiye halkları, “Çırak-Kalfa-Usta” sözlerini savuran siyasal iktidarların işverenidir. Hiçbir hatayı ve yanlışı affetmez işveren. Önümüzde 2019 seçimleri var. Siyasal iktidar kadar diğer partiler için de büyün önem teşkil ediyor bu seçimler. Türkiye halkları artık duyduklarıyla değil yaşadıklarıyla kendini yönetecek olan ustasına karar verme zamanının geldiğini biliyor. Çünkü halk, asgari ücrete yılda bir defa zam gelirken, tüketilen her şeye birden fazla zammı verenin siyasal iktidar olduğunu anladı. Halkı artık kimse kandıramayacak. İşveren artık “Ustayım” diyen siyasal iktidarın alternatifini aramaya başladı. “Ateş olmayan yerden duman tütmez”. Türkiye Cumhuriyeti çocuk değil. Türkiye’yi yönetenler dahil kimse kandıramaz. Tıpkı kurtuluş savaşında olduğu gibi bu halk küllerinden yeniden doğar. Sahipsiz olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin sahibi iktidarlar değil, halktır.