Bugun...

Veronique’nın İkili Yaşamı

 Tarih: 01-09-2020 13:25:00
Yaren Durmuş

Okuduğum bölüm gereği (Radyo, Televizyon ve Sinema) ve sinema sanatına olan ilgimden de dolayı karantina döneminde izlemediğim birçok yönetmen ve filmi listeleyip izlemeye başladım. Bu süreçte en çok merak ettiğim yönetmenlerden biriydi Krzysztof Kieślowski. Merak ettiğim kadar da varmış dedirten filmler izledim. Daha önce nasıl izlemedim diye kendime söylendim yine birçok kez. Özellikle de yönetmenin en çok sevdiğim filmi olması dışında izlediğim filmler içerisinde de en sevdiklerimden olan Veronique’nın İkili Yaşamı (La double vie de Veronique) filmini sizlere hemen uzun uzun anlatmak istedim. 1991 yılında çekilen bu film beni bugün izlediğim birçok filme göre daha çok etkiledi diyebilirim. Eğer izlemediyseniz bu yazıyı okumadan önce filmi izlemenizi tavsiye ederim. Çünkü bu yazı seyir keyfinizi bozacak birçok spoilera yer vermekte.

 

Filmin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse; film, Veronika ve Veronique adında birbirlerine fiziksel olduğu kadar ruhsal açıdan da çok benzeyen iki karakteri ele almaktadır. Veronika Polonya’da yaşamaktadır, Veronique ise Paris’de. Birbirinden haberleri bile olmayan bu iki kişinin aslında hayatı birbirine bağlı.

 

Filmin açılış sahnesinden itibaren konuşmaya başlayalım. Film, bir kadının konuşması ve gökyüzündeki yıldızları görmemizle başlar. Yüzünü göremediğimiz anne çocuğunu noelde gökyüzünü izletmekte ve Polonya’nın resmi dili olan Lehçe ile yıldızları anlatmaktadır. Daha sonra yine bir annenin çocuğuna bu kez de Fransızca bir şekilde yaprakları anlatmaktadır. Bu anlatıyla aslında film boyunca izleyeceğimiz ve yönetmenin bahsedeceği bu ikili yaşamın başlangıcını görmüş oluruz. Film, Veronika’nın o eşsiz sesiyle şarkı söylemesiyle başlar. Birden yağmur bastırır. Herkes kaçışırken Veronika gülümseyerek yağmurun altında ıslanmaktadır. Daha sonra sevgilisiyle buluşup sırılsıklam bir şekilde öpüşür. Evine gidip onunla sevişir. Anlatının ilk kısmında Veronika karakterini tanırız. O Polonya’daki bu küçük kasabada içinden geldiği gibi yaşayan, sevdiği şeyin peşinden koşan güçlü ve hayat dolu bir genç kızdır. Anlatı ilerlerken filmin asıl meselesini Veronika bir gece uyanıp babasıyla konuştuğu bir diyalogla bize anlatır. Resim yapmakta olan babasına önce hasta olan teyzesinin yanına, Krakow’a gideceğinden bahseder. Sonra da “Yalnız olmadığımı hissediyorum. … Bu dünyada yalnız olmadığımı.” der. Ertesi sabah trende gitmektedir. Elinde içinde yıldızlar olan bir zıplayan topla sıra sıra evleri izlemektedir. Evler sanki yansıma yapılmış gibi ters bir şekilde görünür. Anlatının ilerleyen kısımlarında da bu sahne karşımıza çıkar. Üstelik görsellerde de sürekli bu tür yansıma yapan cisimlerle kurulur. Buradan bu ikili yaşamı da metaforik açıdan görebiliriz.

 

                Veronika teyzesiyle yaptığı sohbette teyzesi ailelerindeki herkesin erken yaşta ve aniden öldüğünden bahseder. Veronika’da sağlığından şikâyetçidir ama bunu görmezden gelir ve kimseye bahsetmez. Tam tersine en sevdiği şey olan müziği söylemeye devam eder. Okulun koro seçmelerine katılır ve birinci olur. Değerlendirme de şarkıyı söyleyebilmek için kendini zorlar ve eline doladığı ip kopar. Sonra evine dönerken yere yığılır. Şarkı söylemek onun sağlığına zarar vermektedir ama buna rağmen sevdiği şeyin peşinden sonuna kadar koşan hırslı bir kadın olduğunu anlatır bu olaylar bize. Filmde bu iki karakteri ilk kez somut bir şekilde birbirine bağlayan sahnelerden birisi Veronika’nın bir mitingin ortasından evine ulaşmaya çalışırken yaşanır. İnsanlar koşuşturmaktadır, polisler bağrışmalar ama Veronika umursamadan hatta kolonlar arasından kıvrımlı yürüme oyunu oynayarak ilerlemektedir. Bu olayın anlatı olarak yönetmenin hayatına baktığımızda onu yansıttığını da söyleyebiliriz. Kendisi bu iki şehirde de bulunmuştur ama bu politik olaylarla hiçbir zaman ilgili olmayan savaş karşıtı bir karakterdir. Birinin nota kağıtlarına çarpmasıyla etrafına bakan Veronika’nın dikkatini bir tur otobüsüne telaşla binmekte olan insanlar çeker. İçlerinde bu kargaşadan fotoğraflar yakalamaya çalışan kendine tıpa tıp benzeyen bir kadın durmaktadır. Veronika şaşkınlığından dolayı hiçbir şey yapamaz ve o kişiyle konuşma şansını kaybeder. Birinci olduğu koroda şarkı söyleyen Veronika’nın kalbi daha fazla dayanamaz ve sahnenin ortasına yığılır. Öldüğünü anlarız. Üzerine sevdikleri tarafından toprak atılan mezardaki Veronika’nın gömülmesiyle ikinci kısım başlar.

 

                İkinci kısım bir sevişme sahnesiyle açılır ve biz az önce toprağa gömdüğümüz Veronika’yı yine görürüz ama seviştiği adam başka biridir. Bu iki karakterin Fransızca konuşmasıyla artık Veronique’nun yaşamına geçtiğimizden emin oluruz. Uzun zaman sonra karşılaştığı bu adamla sohbet ederken ağlar ve yasta olduğunu söyler. Veronique anlatıda Veronika’ya kıyasla daha kendi dünyasında, çok daha karamsar ve temkinli bir karakterdir. Müziği çok sevmesine rağmen hastalığından dolayı şarkı söylemeyi bırakır ve müzik öğretmeni olmaya karar verir. Okullarına bir kukla gösterisi gelmiştir ve Veronique’da çocuklarla birlikte bu oyunu izler. Tabii biz de ve anlatı açısından oldukça önemli olan bu kukla oyunu bir nevi bu iki karakterin tasviridir. Kuklacının kutusundan bir balerin çıkar ve kuğu gibi süzülerek bale yapar. Dans ederken aniden düşer ve ölür. Daha sonra başka bir kadın kukla gelip onu beyaz bir örtüyle örter. Bu örtünün altından çıkan balerin bir kelebek olmuştur. Kuklacı kelebeği uçururken aynaya vuran yansımasından onu izleyen Veronique ile göz göze gelir. Ve fonda Veronika’nın son okuduğu şarkı çalmaktadır. Zaten anlatının bu kısmından sonra bu iki karakterin yaşamının nasıl sürekli kesiştiğine tanıklık ederiz.

 

Ayrıca daha sonra babasına gidip âşık olduğunu söylediği bu adam anlatıda bu ikili yaşamı açığa çıkaran karakterdir diyebiliriz. Veronique babasıyla bu konuşmayı yaparken artık yalnız hissettiğinden de bahseder. Aynı Veronika’nın babasına yalnız olmadığından bahsettiği gibi. Daha sonra Veronique aşık olduğu bu adamı arar ve onun Alexandre Fabri adında bir çocuk öyküleri yazarı olduğunu öğrenir. Bir gün posta kutusundaki bir zarfın içinde ip bulur Veronique. Buna anlam veremez ve ipi çöpe atar. Bu ip seçmeler sırasında Veronika’nın nota dosyasının eline doladığı ve koparttığı iptir aslında. Ertesi gün uyandığında kendi nota dosyası gözüne çarpınca Veronique ipin bu iple aynı olduğunu fark eder ve gidip çöpten ipi alır. Aslında anlatı boyunca Veronique sürekli Veronika’yla onu bağlayan şeyleri görmektedir. Bir gün Alexandre tarafından gelen bir kasette -tabii Veronique kimden geldiğini bilmez- bazı sesler vardır. Tren istasyonunda ve bir kafede kaydedilmiş bu sesleri bulmak için yola çıkar Veronique. Hatta orada da Veronika’nın birinci seçildiğinde onu dinleyen bir kadına rastlar. Kadın onu tanıyormuş gibi ve şaşkınlıkla bakar. Hatta o kafeyi ararken bir yerde oturup yine onu izler. Burada da anlatı yine bize aralarındaki bu ikili yaşamı gösterir. Daha sonra bir kafede Alexandre’yi bulan Veronique bir takım olaylardan sonra onunla birlikte yakınlarda bir otelde kalır. İkisi de çok yorulmuş ve uyumuşlardır. Uyandıklarında birbirlerini sevdiklerini söylerler ve sohbet ederler. Hatta Veronique Alexandre’ye bazen kendini aynı anda iki yerdeymiş gibi hissettiğinden bahseder. Kendisini daha çok tanıması için çantasını döker ve içindekileri neden taşıdığını anlatmaya başlar. Daha önce Veronika’nın miting sırasındaki çektiği fotoğraflar da çantasındadır ve Alexandre çektiği fotoğrafların içinde Veronika’yı fark eder. Veronique sanıp ona gösterdiğinde çok şaşıran Veronique ağlamaya başlar. Ve bu ikili yaşamı Alexandre bir araya getirmiş olur.

 

Anlatının sonunda Alexandre’nin evinde uyanan Veronique onun yanına gider. Bir odada Veronique’nın kuklasını yapmaktadır ve iki tanedir. Sebebini de diğerine bir zarar gelirse diye yaptığını söyler ve sonra bu kukla için yaptığı hikayeyi anlatır; “23 kasım 1966 onların hayatlarındaki en önemli gündü. O gün ikisi de ayrı şehirlerde ve ayrı kıtalarda, sabah doğdular. Her ikisi de siyah saçlarla ve ela gözlerle doğdu. İki yaşına geldiklerinde, yürümeyi henüz öğrenmişken onlardan birisi elini sobada yaktı. Birkaç gün sonra diğeri sobaya elini değdirdi. Ama zamanında elini çekti. Ancak kendini yakmak üzere olduğunu bilemezdi.”

Anlatı boyunca aktarılan bu ikili yaşam. Veronika’nın elini ateşe tutup yakan taraf olması, ölümü göze alıp yaşamı sonuna kadar hissetmesi, Veronique’nun ise elini yakmaktan son anda kurtulan, yaşamın kendisini kaçıran taraf olmasını tasvir eder.

 

Anlatısının yanında müzikleriyle, seslerle yaptığı o güzel oyunlarla da beni oldukça etkileyen, her izleyişimde yeni bir detayını keşfettiğim bu film hakkında yaptığım çözümleme umarım size de film hakkında yeni yorumlar ve fikirlere yol açar.

  Bu yazı 8807 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI