Son günlerde siyasal iktidar mensuplarının dillerinde Gül var. Zira bu Gül, kokusuyla değil, dikeniyle gündeme gelmekte.
Daha düne kadar Gül’ün yanında poz vermekten kendini alamayan iktidar mensubu siyasiler, bugünlerde Gül ile bırakın aynı karede bulunmayı, Gül’ün semtinden dahi geçmiyorlar!
Peki, neden siyasal iktidara mensup olanlar Gül’ün kokusunu yaymak yerine dikeninin acısını haykırıyor?
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ülkede belirlenen OHAL sürecinde yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerin en sonuncusuna 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından yapılan ‘Hukuksuzluğu muğlak’ şeklindeki tatlı eleştirisinden dolayı haykırmalar sürüyor!
İçeriden ya da dışarıdan gelecek her türlü eleştiriye kapalı olan siyasal iktidar tartışmanın dozajını her geçen gün artırıyor!
Sanırsınız Gül, ayrılıkçı bir açıklama yapmış gibi tüm kapılar yüzüne kapanıyor!
Vefa dediğimiz olgu siyasal iktidarın bahçesinde kendine yer bulamıyor!
Şöyle bir geçmişe gitmekte yarar var.
Bugün eleştiriye kapalı olan siyasal iktidarın neredeyse tüm bileşenleri, şimdiki adıyla Saadet Partisi o dönemki adıyla Fazilet partisi olan milli Görüş geleneğinin 14 Kasım 2000 tarihindeki yapılan kongresinde liderleri merhum Necmettin Erbakan’ı eleştiriyle yerden yere vurmuşlardı!
O dönem siyasi yasaklı olan Necmettin Erbakan parti içinde ‘Gelenekçi’ çizgiyi, yine siyasi yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan ise ‘Yenilikçi’ çizgiyi savunuyordu. Erdoğan kendisi yasaklı olduğu için Gelenekçilerin karşısındaki adayları Abdullah Gül’dü.
Gül, o kongrede yaptığı konuşma ile bugünkü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulmasına ve son 15 yıldır iktidarda kalmasına en büyük katkıyı koymuştu.
Bugünlerde Gül’ü yerden yere vuranlar, dün de merhum liderleri Necmettin Erbakan’ı yerden yere vurmuşlar ve ayrılıkçılığı doğurmuşlardı.
Bugün Gül’e karşı yapılanları vefasızlık olarak görmek haklı bir tavırdır ama o günlere bakıldığında siyasal iktidarın ilk vefasızlığı “Hocamız” dedikleri merhum liderlerine karşı henüz sağ iken yapmışlardı!
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ilkleri (ilk kurucusu, ilk Başbakanı, ilk dış işleri Bakanı, ilk Cumhurbaşkanı)arasında kendine yer bulan 11. Cumhurbaşkanı Gül, bir anda kapı dışarı atıldı ve en yakınındaki isimlerden yani hemşerileri olan siyasal iktidarın mensuplarınca bile taşlanıyor!
Hatta işi biraz daha öteye götürdüler ve partinin sözcüsü mahir Ünal, Gül’ün partinin kurucuları arasında yer almadığını iddia etti!
Gül’e yapılanlar tamamen parti içi bir konu, aile içi bir tavır, kardeşler arasındaki bir tartışma diyerek kulaklarımızı kapatamayız. Çünkü Sayın Gül bu ülkenin 11. Cumhurbaşkanlığı makamında görev almış ve 80 milyonuna ‘babalık’ yapmıştır.
Sayın Gül’ün o dönemlerde dikeni kimseye batmamış ve aynı yolda (18 yıldır)yürümelerine rağmen bugünlerde batıyorsa şayet bu tavrın suni gündem olduğu akıllara gelmektedir.
Zira sonuç ne olursa olsun. Yani ister suni gündem olsun, ister gerçek bir tavır olsun “Gül bunları hak edecek ne yaptı ?” diye sorarlar insana.
Oysaki eleştiri demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Hatalardan dönüşün, yanlışı durdurmanın en somut halidir.
Gül’ün kokusu bütün dünyaya yayılırken Gül’ün yanında poz verme yarışına girerken, şimdilerde Gül’ün dikeninin acı verdiğini haykıranlar oturup bir düşünsünler!