Bugun...

Corona Virüsü ve İşçi Sınıfı

 Tarih: 11-03-2020 15:49:00
Yakup Aslandoğan

İçimiz dışımız ölümcül ve bulaşıcı virüs olan yeni tip Coronavirüs (COVID-19) haberleri oldu. Dünya sağlık örgütü ve sağlık bakanlığı ile TTB’nin açıklamaları virüsün gerçekten mutasyona (değişinim) uğrayarak tehlikeli olduğunu gösteriyor. Ölümcül olan ama bulaşanlarda ölüm oranının  % 2’de kaldığı bu virüse karşı önlemler alınması için çağrılar, uyarılar yapılıyor. Hiç kuşkusuz gerekli olan bu çağrı, duyuru ve önlemlere biz de farklı bir pencereden bakalım dedik işçilerin gazetesi olarak.

İşçilerin büyük kitleler halinde bulunduğu ve maddi toplumsal hayatı her açıdan ürettiği merkezler olan fabrikalarda virüs tehlikesi yok mu? Örneğin İtalya’da yayılan virüsün diğer ülkelerden gelenlerden bulaşması bir yana ama yayılması bu tür büyük işletmeler üzerinden olduğu iddia ediliyor. Her televizyona çıkanın; “evinize kapanın, hijyene dikkat edin ve sürekli günde bilmem kaç kez ellerinizi dezenfekte edin” demeleri önlem için doğru olabilir. Hatta bahsi geçen büyük fabrikalar başta olmak üzere birçok işyerinde buna benzer önlemler için mailler, afişler, duyurular asılıyor.

 

“Elleri yıka hijyenik ol, Üretimi devam ettir”

Bu çağrıları yapan patronlar diğer yandan da üretimi devam ettirin çağrısı yapıyorlar. Kendileri özel araçlarla hatta Zorlu türü sermayedarlar helikopterlerle seyahat ederlerken işçilere; “ölmeyin ama topluca çalışın bizim karımıza kar katın” demeye devam ediyorlar. Öyle ki; maske, dezenfektan üretimi yapan işletmelerde işçilerin ürün yetiştirilememesi nedeniyle fazla ve hatta zorunlu mesaiye bırakıldığı bir kapitalist ikiyüzlülükle karşı karşıyayız aslında. Yoksulluğun kol gezdiği yerlerde emekçilerin ne yediğini bırakın ama aç kalmamak için ne bulduysa onu yemeye mahkûm bırakıldıkları bir kapitalist dünyadan bahsediyoruz. Çin’e bakın, Peru’ya bakın, Yunanistan’a bakın ama nereye bakarsak bakalım aynı manzara karşımıza çıkıyor. Salgınların çıkışları çoğunlukla kapitalist düzenin emekçileri karşı karşıya bıraktığı bu yoksunluklar düzeni eliyle olmuyor mu? Yayılması ayrı bir tartışma olmakla birlikte ama esasen bu zenginlere hizmet eden bir toplumsal düzenin hayatlarımızı dar etmesi sonucu yaşanan bu kırımlara karşı da bir şeyler yapmak gerekmez mi?

 

Sadece dezenfeksiyon, hijyen yeterli mi? Hastalık ölümcül olarak ortaya çıkıp insanlığı tehdit etmeye başlayınca ilk akla gelen elbette bunlar oluyor. Ama işçi sınıfı meseleye nasıl bakmalı? Koruyucu bir sağlık sistemi, sağlıklı bir toplum inşaası için insanı, emekçiyi öncelikli görmeyen bu sistem baş sorumlu olarak görülmelidir öncelikle. İşçileri emekçileri düşünmek yerine öncelikle üretimi her koşulda devam ettirerek, karını düşünen patronlar ve sistemleri ancak işçi sınıfının kendi yaklaşımı ve örgütlenmesiyle alt üst edilirse birşeyler düzelecektir. Sen sağlığı her noktada paraya tahvil et, emekçinin koruyucu sağlık hizmeti almasını değil, firmaların karını düşünerek tedavi edici hizmet için insanları ilaçlara yönlendir. Sonra da çık bu virüslere karşı bağışıklık sistemimizin iyi olması lazım de. Bağışıklık sitemini mahveden bir sağlık sistemi inşa et, yoksullaştırdığın işçileri emekçileri de sonrasında git bağışıklığını güçlendirmek için bol bol alışveriş yap de. İnsanca yaşamaya yetecek bir ücretten yoksun bırak sonra da sağlık için alışveriş yap de…

 

Artık böyle gitmez, gitmemeli!

İşyerlerinde hala “elini yıka, servise binerken ellerini dezenfekte et” diyerek bu salgından korunmak mümkün değil. Ülkemize de giren bu salgın için bir kez işyerleri en kötü senaryoya hazır mı? Değil. Bunun için patronların ne pahasına olursa olsun üretim zorlamaları yerine gerçek önlemler paketi ile yola çıkılmalıdır. Bunu yine biz işçilerin sınıf olarak birleşerek ortak mücadelemizle başarabileceğimizi görmeliyiz. En kötüsünü yaşayınca “tüh” dememek için bu yola girmeliyiz. Kıdem tazminatı ya da sözleşme dönemleri yaşayacağımız ya da yaşadığımız hayal kırıklıklarını bu dönem yaşamayalım.

İşçilerin düzenli kontrollerden geçirilmesi, salgının başlamasını beklemeden kontrollü ücretli izinlerin hayata geçirilmesi için varsa sendikaları zorlayarak ama yoksa kendi iç birliğimizi sağlayarak patronlara bu taleplerimizi dayatmalıyız.

Yoksa İzmir’den metal işçisi arkadaşlarımızın yolladığı mesajdaki gibi durumlarla karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır.

 

“Fabrika da temel olarak coronaya karşı alınan bir önlem yok . Yemekhanedeki TV’lerde virüsten korunma yöntemleri anlatılırken, yemekhaneye, tuvalet ve duşlara asılan afişlerde de korunma yöntemleri anlatılıyor. Wc ve soyunma odalarına ise antiseptik sıvı konuldu ama alet bozulmadan ya da sıvı bitmeden bulmak nerdeyse imkânsız”.

“Afişlerde her hapşırıp öksürmeden sonra ellerinizi yıkayın uyarısı bulunuyor. İşyerinin ortamı tozlu ve sıcak bu yüzden sık sık hapşırıyoruz ama tezgâhın başından ayrılıp el temizliği yapmayı bırakın kullandığımız toz maskesini ağzımızdan çıkartacak vaktimiz dahi olmuyor”

İşte kapitalist işletmelerdeki gerçek budur. İki de bir tuvalete gidip ellerini yıkamana, birbirimizden en az bir metre uzak kalınması gerektiği söyleniyor ama servislerde itiş kakış otururken, bantlarda dip dipe çalışırken; nasıl olacak da salgından korunacak işçiler. Önlemlerin yanında esasen yukarıda bahsettiğimiz önlemlerle olabilir diye düşünmeliyiz işçiler olarak. Salgına karşı en etkili önlem ücretli süresiz izin, üretime ara vermek başta olmak üzere, koruyucu bir sağlık sitemi için mücadeleye geç kalmadan atılmakla olur. Bunları yapmayanlara karşı en etkili ilaç grev olmaz mı?

  Bu yazı 802 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI