Bugun...

Cesur Yenidünya

 Tarih: 05-06-2020 18:22:00
Yaren Durmuş

Uzun bir zamandır artık Türkiye’yle birlikte tüm dünyanın da gündemini kaplayan bu korona sürecinde ben de hepimiz gibi günlerimi evde geçirmeye başladım. Bu süreçte hepimiz birçok şeyi fark ettik aslında. Kendine hiç zaman ayırmadığını fark edenler, sevdikleriyle vakit geçirmenin değerini anlayanlar… Benim de fark ettiğim olumlu ve olumsuz birçok durum oldu. Bunlardan birisi de kitap okuma işine eskiden olduğundan daha az yer verdiğimdi. Eskiden bir kitabı bir hafta içinde bitirirken fark ettim ki iş ve okul hayatının içinde kitap okumaya oldukça az zaman ayırıyormuşum ve bir hafta içinde bir kitabı bitirip üzerine uzun uzun düşünmeyi oldukça özlemişim. Bu süreçte okuduğum ve çok etkilendiğim kitaplardan birisi de İngiliz yazar Aldous Huxley’in bir distopya/anti-ütopya klasiği olan romanı Cesur Yeni Dünya oldu. Böyle bir süreçte bu romanı okumuş olmakta oldukça manidardı. Çünkü 1932 yılında yayınlanan bu roman o dönemde de dünyadaki yeni bir yapılanma oluşturacak değişimler yeni yeni kendisini göstermeye başlamıştır. Kitabı bitirdiğinizde aklınızda tonlarca soruyla kitabın son sayfasına bakakalıyorsunuz. Yazarın 1932 yılında kaleme aldığı bu roman her ne kadar bilim kurgu olsa da okudukça günümüz dünyasını da görüyor gibi oluyorsunuz. Bahsedilen bu dünyanın gerçek olabilme ihtimali, bunun iyi mi kötü mü olduğu kafanızı kemiriyor ve karar vermek de bir hayli zor.

 

Kitap hakkında can alıcı ipuçlarını vermeden bahsedeceğim ki okumayanlar varsa hemen bu kitaptan bir tane edinip okusunlar diye. Bahsedilen Cesur Yeni Dünya, istikrar yılı diye anlatılan “F.S. 632’de” Londra’da geçmektedir. Yani kitap aslında 1932 yılından 600 yıl sonrasından bahsetmektedir. Büyük bir savaşın ardından kurulan bu yeni sistemin “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” en önemli ilkesi haline gelmiştir. Bu ilkelerin sürekliliğini sağlamak için bilimsel yöntemlerle yeni bir dünya düzeni kurmuşlardır. İnsan üremesi ve eğitilmesi şartlandırma merkezi adı verilen yerlerdeki şişelerde gerçekleştirilmektedir. Ve onlar için, geleceğin en önemli projeleri “mutluluk sorunu” adını verdikleri konuda, daha doğrusu insanlara “köleliklerini sevdirme sorunu” meselesidir. Bireyler yerine toplumlar vardır bu sistemde. Toplumu oluşturmak için de bireylerin yalnız kalmaması sağlanır. Çünkü yalnız kalan kişi düşünmeye, sorgulamaya başlar. Bu da tehlikeli olarak görülmektedir. İnsanın hissettiği duygular olabildiğince sıradanlaştırılır. Güçlü duygular hissetmekse bir veba hastalığı gibidir.

 

Yeni Dünya’daki sistemin yanında bir de ‘Vahşi Ayrı Bölgesi’ adı verilen karşı sistem vardır tabii. Burada yaşayan insanlar Yeni Dünya’daki sistemden tamamen farklı bir şekilde ilkel olarak tabir edilebilecek bir hayat yaşamaktadırlar. Yaratılan bu dünyadaki yaşananlar iki karakter üzerinden anlatılır. Bunlardan birisi bu yenidünyanın içindeki çevresiyle, oluşturulan bu değer yargılarıyla çatışma içinde olan karakterimiz Bernard. Birey olduğunun farkında olan ve diğer insanlar tarafından da garip biri olarak görülen, kendini yalnız hisseden bir karakter. Başta Bernard bize böyle bir tablo çizse de kitap ilerledikçe başına gelen yeniliklerle hiç beklenmedik birine dönüşüyor. Kitapta beni şaşırtan şeylerden birisi bu olmuştu. Bernard, kız arkadaşı Lenina ile tatil yeri olarak bu bahsedilen vahşi bölgeye gitmek ister. Burada ikinci önemli karakterimiz olan “Vahşi bir diğer adıyla John” ile tanışır. Kitaptaki en önemli karakterlerden biridir. Vahşi’nin annesi modern dünyadan gelmiştir. Yıllar önce bu bölgede kaybolup artık burada yaşamaya başlayan bir karakterdir. Bu sebepten de bölgede yaşayan Kızılderililer tarafından Vahşi ve annesi sürekli dışlanmaktadırlar.  Vahşi, annesine modern dünyadaki eski sevgilisi tarafından verilen Shakespeare kitabı okuyarak büyür. Bu sayede içinde gelişen bazı duyguları daha rahat dile getirebilir. Bernard Vahşi’yi ve annesini Yeni Dünya’ya getirir. İşte buradan sonra iki dünya arasında sürekli bir kıyaslama ve sorgulama başlar. Bir çatışmayı okumaya başlarız.

 

Sonuç olarak baktığımızda Cesur Yeni Dünya kitabında bahsedilen bu düzen ile günümüz dünyası arasındaki benzerlik okurken sizi dehşete düşürebiliyor zaman zaman, Kitap eğer ‘ötekiysen’ yaşamaya hakkının olmadığı, sistemle uyum içinde yaşayamıyorsan, farklı düşünüyorsan, çok düşünüyorsan kaybolup gittiğin bir sistemin içinde sürüklendiğimizi bize tüm açıklığıyla sunuyor. Kitap bize birçok soru sordurması açısından beni oldukça etkiledi. Özellikle kitabın son 20-30 sayfası açıp açıp yeniden okunacak kadar etkili bir üsluba sahip. Neyin doğru neyin yanlış olduğu kararını da bize bırakıyor. Hatta bir doğru var mıdır? Doğru nedir? Sorularına kadar gelmiş şekilde buluyorsunuz kendinizi. Okumanızı şiddetle tavsiye ediyor ve yaşadığımız bu zor günlerin en kısa zamanda düzelmesini temenni ediyorum.

  Bu yazı 1162 defa okunmuştur.
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI