Bugun...

Otomatik Portakal’ı Okumak ve İzlemek

 Tarih: 04-09-2019 11:49:00  -   Güncelleme: 04-09-2019 11:56:00
Yaren Durmuş

Merhaba sevgili okuyucular. Artık ekibe taze kan geldi diyebiliriz. Bundan sonra sanata, siyasete, trafiğe, eve, okula ve işe kısacası dünyada olan her şeye, yani ‘yaşama bir gencin de gözüyle’ bakacağız. Burada konuşurken geçmiş hatalarımdan ders almış ama yeni hatalar yapmaya müsait biri olacağım. Yeri gelicek bir çocuk gibi konuştuğumu düşüneceksiniz yeri gelecek bir büyüğünüz gibi. Ama en güzeli tamamen olduğu gibi, içimden geldiği gibi olacağım. İlk yazım hayatımın neredeyse tamamını kaplamış olan kitap okuma eylemi ve onun peşinden gelen okunan kitabı izleme ve ardından “bu kitap böyle mi çekilir be adam?” diye sinirlenme hastalığımla başlayacak. Sizlere uzun uzun okuduğum, üzerinde düşündüğüm, araştırdığım ve bilgi sahibi arkadaşlarımla samimi sohbetler yaptığım bir kitaptan ve aynı kitabın film uyarlamasından bahsedeceğim. Kitabımız bir dünya klasiği olmuş olan ‘Otomatik Portakal’. Sanılanın aksine kitapta bir kez bile portakal yenmedi.(Arada böyle bayat esprilerim de olabilecek tabii.) Kitap İngiliz roman Anthony Burgess’e ait. Kendisi birçok şey olmayı başarmış (ayrıca şair, besteci, eleştirmen, dil bilimci ve çevirmen) ama konumuz bu değil. Konumuz Anthony bile değil. Konumuz onun kitabı bize ne anlattı? Aynı isimle uyarlanan, yönetmenliğini Stanley Kubrick’in yaptığı film de aynı şeyi anlattı mı? Ve tabii sadede gelirsek bu kitap okunur mu/ bu film izlenir mi?

 

 

Öncelikle hikayeyi kısaca özetleyelim.

‘Otomatik Portakal’ adından da anlaşılacağı gibi bir hayli ilginç ve distopik bir eser. Yani gelecekte ya da hiç var olmayacak bir zamanda olabilecek en kötü dünya düzenini anlatıyor. Bu sebeple de baş karakterimiz Alex ve onun saz arkadaşları  Dim, Pete ve Georgie bir olup kötü olan ne varsa yapıyorlar. Gündüzleri okuldan eve modunda, iyi aile çocuklarıymış gibi görünürken geceleri dördü bir araya gelip hırsızlık, gasp, tecavüz, adam yaralama ve hatta öldürme gibi tüm suçları büyük bir zevkle işliyorlar. Kitabı, içinde saf kötülük barındıran baş karakter Alex’ten dinlediğimiz için argo bir dil hakim. Alex, beklenmedik olaylar yüzünden kendini bir anda hapiste buluyor ve oradan çıkmak için yakınlık kurduğu papazın da yardımıyla devletin onu iyi bir insana çevireceğini iddia ettiği tedaviyi almaya hak kazanıyor. Bu tedavinin adı da “Ludovico.” Uygulanma şekliyse; Alex’i asla kıpırdayamayacağı şekilde buna göz kapaklarını kapatamaması da dahil, bir sandalyede sabit tutarak onun işlediği suçları barındıran filmler izletiyorlar. Filmleri izlemeye başlamadan önce her şey Alex’in beklediğinden daha güzel gözükse de bir anda bu tedavi acımasız bir eziyete dönüşüyor. Alex tedaviyi tamamlıyor ve serbest kalıyor ama hayatına devam edemeyen otomatik bir insana dönüşüyor. Gördüğü tedavi -ki bence kesinlikle bir işkenceydi- ona suç işletmiyor ama yaşatmıyor da öyle ki en sonunda kendini öldürme girişiminde de bulunuyor zaten. Aynı şekilde Stanley Kubrick’in 1971 yılında çektiği filmde de kitaptan bağımsız bir olay yaşanmıyor. Zaten film, kitabına en yakın şekilde uyarlanan tek yapım olarak anılıyor.

 

 

Kitap basit bir hikaye üzerine yazılmış gibi görünse de oldukça farklı kapılara açılıyor. İlk olarak göze çarpan şey kitabın ismi de argo bir sözcüğe dayanıyor. Bir bölümde insanların tanrının meyveleri olduğundan bahsediliyor. Yani insanlar dünya ağacının meyveleridir. Alex’te Lodovico tedavisinden sonra bir robot gibi istediğini değil de yönlendirildiği şeyi yapmaya başladığı için otomatik portakal olmuş oluyor. Ayrıca kelime İngiliz argosunda en tuhaf davranan insan anlamına geldiği için olaylarla özdeşleşiyor. Hikayede asıl anlatılmak istenen insanın içinde saf kötülük varsa bunu hiçbir şeyin değiştiremeyeceği üzerine aslında. Öyle ki yıllar sonra bu kötülük çetesinden bir arkadaşını gayet iyi halde buluyor. Başarılı, evli, yakışıklı, tamamen örnek bir insan olarak. Ama Alex tedavisine rağmen içindeki kötülük son bulmuyor. Sadece birine vurmaya bile yeltendiği anda korkunç bir eziyet çekiyor. Çok sevdiği klasik müzikleri bile filmleri izlerken çaldığı için dinleyemiyor. Okurken ve tabii izlerken dikkatimi çeken bir diğer konu da aslında herkes Alex’in kötü olduğunu ve tedavi ettirilmesi gerektiğini savunuyor. Ama Alex tamamen dürüst bir şekilde içindeki bu kötülüğe engel olamadığını söylüyor. Kötü olmanın onu mutlu ettiğini söylüyor zaten. Ama ailesi, devlet adamları, arkadaşları, hatta bir zamanlar gasp ettiği insanlar bile kendilerini iyilik yapıyormuş, iyi bir insanmış gibi gösterip Alex’ten farksız hareket ediyorlar. Ben biraz da yazarın “hadi Alex kötü de bunlar kötülük değil mi kardeşlerim!?” diye haykırdığını gördüm. Alex dürüst bir şekilde ve her şeyi göze alarak içindekini söylerken etrafında iyi insan olarak anılan herkes ikiyüzlülük yapıyor. Neyse kısacası Alex ve arkadaşlarının yaptığı, bu tür toplumu bozan davranışlara ve kötülüklere engel olmak için başvurulan ve bireyin elinden iyiyi ve kötüyü seçme şansını alıp onu tamamen iyilikten başka bir şey düşünemeyen otomatik bir makineye çevirmenin de toplumu kötülüğün kendisi kadar bozan tedavi yöntemlerine de yer verilerek bunun insan ve toplum üzerindeki etkileri kitapta ve filmde de başarılı şekilde anlatılmış. Bu iki ayrı sanat eserini kült yapan şey ise üzücüdür ki izlediğimizde de günümüz insanını ve olan olaylarını görebildiğimiz evrenselliğidir. İnsan kötü olmayı kendi seçtiği gibi iyi olmayı da kendi seçebilir. Ama Alex’in hayatına baktığımızda kötü olmanın pekte iyi sonuçları olduğunu görmedik ama iyi olmak insandan hiçbir zaman bir şey kaybettirmiyor. Kaybetmiş olsa bile tekrar kazanabilecek kadar iyi olduğu için aslında hiç kaybetmemiş oluyor.

 

 

Kitabı okuyup ardından filmi izlemenizi tavsiye ederim ve tabii yıllar önceki İngiliz gençlerinin yaptığı gibi asla Alex’e özenmemenizi.. (Ben de çok şaşırdım ama yapmışlar. Filmden sonra suç oranları o kadar çok artmış ki Kubrick filmi geri çekmek zorunda kalmış. Aslında oldukça ironik bir durum çünkü hikayede sürekli kötülüğün içten geldiğinden bahsediliyor. Ama cahil olmak böyle bir şey olsa gerek.) Yeni bir sohbette görüşene kadar... :)

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI